Immanuel Kant Kimdir ? - Blogbeyin | Yazmaya gönüllü arkadaş topluluğu

22 Mar 2019

Immanuel Kant Kimdir ?

Immanuel Kant

Immanuel Kant'ın hayatı ve eserleri.

[1]Immanuel Kant, asıl adı Emanuel Kandt ve annesinin tabiriyle ise de küçük ‘Manelcik’ Immanuel Kant; 22 Nisan 1724 yılında Doğu Prusya da bir kasabada dünyaya gelmiş, bir Alman filozofudur. Hayatını doğduğu şehirde geçiren Kant’ın annesi Regina Dorothea, oldukça dindar ve otoriter bir ev kadınıdır.İskoçya kökenli babası Johann Georg ise saraçtır. Sekiz yaşında Pietist bir okula (Collegium Fridriciamum) verildi. Latince'yi burada sekiz yıl süren temel eğitimi sırasinda öğrenmiştir..Konigsberg Üniversitesinde felsefe, fizik ve matematik eğitimi alarak belli konular üzerinde kendisini geliştirmeyi başarmıştır.Fakir bir ailenin çocuğu olan Kant maddi sıkıntılar içinde bir çocukluk geçirmiştir.13 yaşındayken annesini ve öğrenim hayatı sırasında ise babasını kaybeden Kant, hem çalışıp hem okumak zorunda kalması üzerine özel öğretmenlik yapmaya başlamıştır.Üniversite eğitimi süresince yaklaşık 6 yıl öğrencilere özel dersler vermiştir. Kant geliştirdiği düşünce sistemini de bu dönemde geliştirip, doktorasını tamamlamış ve bunun ardından da Konigsberg Üniversitesinde öğretime başlamıştır.1755 yılında Konigsber Üniversitesin’de doktorasını tamamlamış ve doçent olmuştur. 1755 - Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi  kitabını yazmıştır.Immanuel Kant 1766-72 arasında Kraliyet sarayında saray kütüphaneciliği yapmıştır.1755’ten sonra önündeki 15 yıl içinde konuşmacı öğretmen olarak çalışmış felsefe konusunda önemli eserlerini tamamlamıştır.Bir çok sosyol bilimler alanlarında dersler vermiştir.Kant üniversite önceleride fizik ve astoronomi alanlarında yazılar yazmıştır.Immanuel Kant 1770 yılında ise tam profesör ünvanı almış ve Metafizik ve Mantık derslerini yürütmüştür.Emekli olana kadar bir çok üniversite de ve farklı statülerde ki üniversitelerde de çalışmaya devam etmiştir.Felsefeye özel bir ilgisi olan Kant, 1770 yılından sonra David Hume ve Jean Jacques Rousseau etkisiyle eleştirel felsefesini geliştirdi.Kant felsefe üzerinde yaptığı çalışmalar sonrasında 1781 yılında felsefe alanındaki ilk eserini vermeyi başarmıştır.“Critique of Pure Reason” (Saf Aklın Eleştirisi) bu eser batı düşüncesinde önemli yer tutmaktadır.Daha sonra yaptığı çalışmalarına ve eserlerine devam eden Kant, eserlerinin yanında genç yaşında güneş sisteminin meydana gelişinin üzerinde çalışmalar yapmaya başlamıştır.Yaptığı çalışmalar ile Nebula hipotezini ortaya atmıştır. Immanuel Kant, spekülatif felsefe alanında, özellikle epistemolojide açtığı eleştiri sayesinde kazandığı haklı ünle, felsefe tarihinin en büyük filozoflarından birisi olarak nitelendirilmeye hak kazanmış bir filozoftur.

[2]Immanuel Kant, Alman felsefesinin kurucu isimlerinin arasında yer alırken üzerinde yaptığı çalışmalar sayesinde felsefede kendinden sonraki döneminde aydınlatıcısı ve yol göstericisi olmuştur.
Felsefede Bilgi Kuramını ortaya atmıştır. Kant’ın yaptığı felsefenin kolay anlaşılabilmesi için, onun çalışmalarının öncesi ve sonrası ile diğer filozoflar ile olan bağlantılarının da araştırılması ile onun felsefesi daha iyi anlaşılabilir. Kant ilk çalışmalarını Leibniz’in etkisi altında kalarak yapmış daha sonra ise, Hume’nin fikirleri ile karşılaşarak insanın bilgisinin sınırlarını belirlemeyi arzu etmiştir. Kant’ın hareket noktası daima bilgi olmuş ve yazdığı eserlerinde insanın sadece tecrübe ederek kazanacağı bilginin sadece tabiat bilgisi olacağını ileri sürmüş ve bunun metafizikte geçerli olamayacağını ileri sürmüştür. Hareket noktası bilgi olan Kant, insanın sahip olduğu bilginin yapı ve sınırları üzerinde durmuştur. Yaptığı araştırmalar sonrasında Kant’a göre bilgi, kavramlar arasında gösterdiği münasebet ile aynı zamanda bir hükmü ifade ettiğini ve bununda bir bilgi kaynağı deneyi olduğunu belirtmiştir. Kant kendi felsefesi söz konusu olduğu zaman iki şeyin daima kendisini heyecanlandırdığını ve heyecanlandıracağını söyler: Üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlâki yasa. Astronomiye olan ilgisi felsefi düşüncesinde tetikleyici rollerden birini taşımakla birlikte, genel bir ahlak teorisi yaratmaya yönelik çabaları kısmen yaşamsal faktörler sebebiyle sürekli ertelenmiş.Kant’ın metafiziğe duyduğu ilgi entelektüel şöhrete kavuşmasını sağlamıştır.Manfred Geıer Kant’ın Dünyası adlı kitabında Kant’ı şu sözleriyle muazzam bir güzellikte anlatmıştır:

[3]“Immanuel Kant sadece 22 Nisan 1724’te Königsberg’te doğmuş, 12 şubat 1804’te orada ölmüş ve geriye çok sayıda eser bırakmış herhangi bir düşünür değildir. O, Ne bilebilirim? Ne yapmalıyım? Ne umabilirim? İnsan nedir? sorularının peşinde felsefeye ve insanlığa yeni ufuklar açmakla kalmamış, insanlık tarihinin seyri içinde tıpkı büyük bir coşkuyla desteklediği Fransız Devrimi gibi büyük bir ilerleme imkânına da işaret etmiştir…” Immanuel Kant aydınlanmanın paradigmatik ya da örnek filozofu olduğu düşünülür. Bunun da nedeni, Kant’ın her şeyden önce Ortaçağ’ın dünya görüşünün son izlerini modern felsefeden silmiş, mutlak bir hümanizmi tüm unsurlarıyla hayata geçirmiş olmasıdır.[4] Bilgi öğretisi, etik ve estetik, din felsefesi, antropoloji ve daha birçok alanda Kant’ın modern felsefeye olan katkısı arasında en büyük etkiyi belki de bilgi öğretisi yapmıştır. Yeniçağ bilimsel düşüncesinin ortaya çıkmasından itibaren, metafiziğin bilgi alanındaki başarısı sorgulanır olmuştur. Kant, metafizik varlık öğretisinin (‘ontoloji’) yerine “transandantal felsefe”yi koyar. Bu ibarede, ‘transandenz’ (aşkınlık) ile karıştırılması kolay bir sözcük vardır. Ama ‘transandantal’ sadece şu anlama gelir: Deneyimi mümkün kılan koşullarla ilgili olan. Bunu keşfetmek için insan, deneyimin arka planına bakmalı, onu oluşturan ve nesnel geçerlik iddiasında bulunan koşulları gözlemlemeli. Gerçek bilginin kaynaklarıyla ilgili tartışmada Kant, İngiliz deneycilerinin (Locke, Hume) kavrayışı ile akılcılar (Spinoza, Leibniz) arasında bir orta yol geliştirir: Nesnel deneyim görüyü kullanır, ama eğer bu görü anlayış gücünün verdiği kavramlarla belirlenmiş değilse, buradan nesnel yasalar çıkmaz. Kant böylelikle nesnel bilginin geçerlik sınırlarını tanımlamış ve metafiziğin büyük bölümünü, mümkün deneyimin dışında bırakmıştır.

“Akıl” Kant’ın merkezî kavramıdır. Üç ana yeti de akıl’dan çıkar:

1) Nesnel deneyim yargıları olarak Anlayış Gücü

2) Ahlaki yargılar olarak Pratik Akıl.

3) Ereksel ve estetik yargılar olarak Salt Yargı Gücü.

[5]Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak epistemolojiyi ön plana çıkartmış olan Kant, öncelikle Hume'dan etkilenmiştir. Kendi deyisiyle Hume onu dogmatik uykusundan uyandıran, spekülatif felsefe alanındaki araştırmalarına yeni bir yön veren filozof olmuştur. Kant'ın gözünde bilim, öncülleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume'deki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman, sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bir bilim adamı, Kant'a göre, bir yandan kendisinden önceki bilim adamlarının ulaştığı sonuçları kabul eder; yine, bir bilim adamı kabul ettiği bu sonuçlara ek olarak, yeni araştırmalara giriştiği zaman, deneysel yöntemler kullanır. Bilim yansızdır ve nesneldir.Rasyonalist felsefeyle empirist felsefenin bir sentezini yapan Immanuel Kant, bilgide hem deneyimin ve hem de aklın katkısının kaçınılmaz olduğunu öne sürmüştür. O, ilk olarak en basit bir deneyimin, duyu izlenimlerinin bile a priori bir öğeyi, deneyden türemeyen, fakat deneyi yaratan ve mümkün kılan bir ögeyi içerdiğini göstermiştir. Söz konusu a priori ögelere karşılık gelen zaman ve mekana, deneyin transendental koşulları adini veren Kant, böylelikle Hume'un matematiksel bilimlerin tümüyle analitik bir yapıda olduğu görüşüne karşı, matematiğin mekan ve sayıyla ilgili yargılarının sentetik doğasını ortaya koyabilme imkanı bulabilmiştir. Başka bir deyişle, zihnin bilgideki temel, ayırıcı faaliyetini deneyimden gelen ham ve islenmemis malzemeyi bir sentezden geçirmek ve bu malzemeyi birleştirip, ona bir birlik kazandırmak olarak tanımlayan Kant'a göre, zihin söz konusu sentezi, her şeyden önce, çeşitli tecrübelerimizi sezginin belirli kalıpları içine yerleştirerek gerçekleştirir. Sezginin söz konusu kalıpları ise zaman ve mekandır. Buna göre, biz şeyleri zorunlulukla zaman ve mekan içinde olan şeyler olarak algılarız. Bununla birlikte, zaman ve mekan duyu-deneyinden türetilmiş ideler, izlenimler ya da kavramlar değildirler. Zaman ve mekanla, Kant'a göre, doğrudan ve aracısız olarak sezgide karşılaşır. Bunlar sezginin a priori, yani her türlü deneyimden önce gelen ve her tür deneyin onsuz olunamaz koşulları olan kalıplarıdırlar. Yani, bunlar duyu-deneyindeki nesneleri her zaman kendileri aracılığıyla algılamakta olduğumuz gözlüklerdir. O zaman ve mekanla ilgili bu öğretisine transendental estetik adini verdikten sonra, transendental analitiğe, kategoriler öğretisine geçmiş ve tıpkı, duyarlık ya da deneyimin a priori algi formları içermesi gibi, doğaya ilişkin araştırma ve bilginin de bağıntı, töz ve nedensellik türünden a priori ilkeleri içerdiğini göstermiştir.

[6]En sıradan düşüncede bile, sistematik olmayan bir tarzda var olan bu kategoriler, matematiksel-mekanik bir doğa biliminin temel öğeleri olarak ortaya çıkar ve rasyonel bir doğa kavrayışını mümkün hale getirir. Başka bir deyişle, düşüncenin ya da insan zihninin duyu-deneyinden gelen malzemeye bir birlik kazandırması veya söz konusu malzemeyi bir sentezden geçirmesiyle ilgili olan belirli kategorilerin bulunduğunu ifade eden Kant'a göre, zihin söz konusu sentez ya da birleştirme faaliyetini çeşitli yargılar ortaya koymak suretiyle gerçekleştirir, öyle ki bu yargılar bizim dünyaya ilişkin yorumumuzun temel bileşenlerini meydana getirir. Deneyimde söz konusu olan çokluk, Kant'a göre, bizim tarafımızdan nicelik, nitelik, bağıntı, töz gibi belirli değişmez formlar ya da kavramlar aracılığıyla değerlendirilir ya da yargılanır. Örneğin, nicelikle ilgili bir yargı söz konusu olduğunda, zihnimizde bir ya da çok olan vardır. Nitelikle ilgili bir yargı öne sürdüğümüz zaman, ya olumlu ya da olumsuz bir önerme ortaya koyarız. Bağıntıyla ilgili bir yargıda bulunduğumuz zaman ise, ya neden ile sonucu ya da özne ile yüklem bağıntısını düşünürüz.

Bütün bu düşünme tarzları, Kant'a göre, zihnin duyu-deneyinden gelen malzemeyi birleştirme, bu malzemeyi sentezden geçirme ya da söz konusu malzemeye bir birlik kazandırma faaliyetinin temel bileşenleridir. Ve biz bu sentez faaliyetiyle de duyu izlenimlerinin çokluğundan, yani sonsuz sayıdaki darmadağınık izlenimden, tek bir tutarlı dünya resmi elde ederiz.

Kant'a göre, duyu deneyinin kapsamı içine giren her nesne, bu kategorilerden birine ya da diğerine uymak durumundadır. Zira anlama yetisi, insan zihni bu kategorilere uymayan bir şeyi hiçbir şekilde konu alamaz, alsa bile anlayamaz. Görünüşlerin, fenomenlerin bir şekilde anlaşılabilmeleri için, onlara anlama yetisinin kategorileri aracılığıyla bir yapı kazandırılması gerekmektedir. Anlama yetisinin kategorilerine uymayan bir şey insan zihni tarafından bilinemez. Kant'a göre, duyu-deneyimiz belirli bir yapı ve bir birlik sergilemektedir. İşte duyu-deneyinin sergilediği bu yapı ve birlik, ancak ve ancak görünüşleri kendi kategorilerine göre düzenleyen anlama yetisinin faaliyetiyle açıklanabilir.

Bununla birlikte, kategoriler düşüncenin ya da bilginin öznel koşulları olduklarından, burada bunların nasıl olup da nesnel bir geçerliliğe sahip olabildiği, yani nesnelere ilişkin bilgimizi mümkün kılan koşulları sağlayabildikleri sorusu ortaya çıkar. Kant'a göre, a priori kavramlar olarak kategorilerin nesnel geçerliliği, insanin nesnelere ilişkin duyu-deneyinin yalnızca bu kategoriler sayesinde mümkün olabilmesi olgusuna dayanır. Duyu-deneyinin bir nesnesi, yalnızca bu kategorilerle düşünülebilir. Bir nesneyle ilgili bir düşünce, onunla ilgili tüm yargılar ve dolayısıyla ona ilişkin bilgi, yalnızca kategorilerin sağladığı kavramsal çerçeve içinde olanaklıdır.

İnsan zihninin yalnızca, kategorileri aracılığıyla kendilerine bir yapı kazandırdığı fenomenleri bilebileceğini, bunun ötesine giderek şeylerin bizatihi kendilerini [7]bilemeyeceğini, duyu deneyindeki nesnelerin insan zihninin işleyişine uyduğu için bilinebildiklerini söyleyen ve tüm empirik yasaları insan zihninin yasalarına indirgeyen Kant'ın bu bilgi anlayışının en önemli sonuçları, mutlak bir determinizm, bilginin sınırlılığı ve metafiziğin imkansızlığıyla ilgili sonuçlardır. Bilgimiz iki bakımdan sinirlidir. Bilgi, her şeyden önce duyu-deneyinin dünyasıyla sınırlanmıştır. Bilgimiz ikinci olarak, algılama ve düşünme yetilerimizin deneyimin ham malzemesini isleme ve düzenleme tarzlariyla sınırlanmıştır. Kant elbette ki, bize görünen dünyanın nihai ve en yüksek gerçeklik olmadığından kuşku duymaz. Nitekim, o fenomenal gerçeklikle, yani duyusal olmayan ve akılla anlaşılabilir olan dünya arasında bir ayrım yapmıştır. Bir şey algılanmadığı zaman nedir? Şeyin bizzatihi kendisi ne anlama gelir? Metafizik Eleştirisi Kant, bilginin sınırlarını gözler önüne sererken, aslında metafiziğin imkânsız olduğunu göstermiş olur. Başka bir deyişle, insan zihinsel donanımının ötesinde veya fenomenal dünyanın gerisinde ne tür bir gerçeklik olduğunu asla bilemez. Dolayısıyla, en azından klasik veya Kant’ın adlandırdığı şekliyle dogmatik metafizik, onun gözünde bir bilgi kümesi meydana getirebilmesi imkânsız bir disiplindir.  Metafiziğin bilim olamamasının, metafizik alanında bilgiye erişilememesinin nedeni, onun konusunu oluşturan zihinsel ya da maddi töz veya Tanrı benzeri kendiliklerin algıya konu olamamalarıdır. Ya da en azından insan zihninin kendi algı ya da sezgi formlarının, yargının mantıksal fonksiyonlarının ve de kategorilerin, fenomenal dünyanın veya mümkün deneyim alanının bir parçası olmayan bir şey için geçerli olup olmadıklarını belirlemenin bir yoluna hiçbir şekilde sahip olmamasıdır. Kant’a göre, zihinsel ya da maddi tözlerin zamansal veya mekânsal bir dünyada var olup olmadıklarını bilmiyoruz, zira sezgi formlarımız sadece, fenomenleri veya görünüşleri, fenomenal varlıkları tecrübe etme veya deneyimleme tarzımıza tekabül etmektedir. İnsan deneyimlenmemiş ve asla deneyimlenemeyecek olan varlıkların formlarının ne olabileceğini bilemez. İnsan aynı şekilde, bütün mümkün yargıların a priori koşullarının veya deneyimle ilgili bütün mümkün yargılarda kullanılan a priori kategorilerin deneyimin ötesindeki varlık alanı için geçerli olup olmadıklarını da bilmemektedir. İnsan zihni ona mümkün deneyimin formlarıyla ilgili bilgiye ulaşma imkânı veren gerekli koşulların benliğin bizatihi kendisine ve zihinden bağımsız, kendinde şeylere uygulanıp uygulanmadıklarının bilgisine sahip değildir. Uygulanıp uygulanmadıklarına karar vermenin bir yoluna sahip olamadığına göre bu onun, mümkün deneyimin ötesindeki nesneleri bilebilmenin bir yoluna da sahip olmadığı anlamına gelir. Kant, fenomenal dünya hakkında sahip olduğumuz zorunlu bilgiden ampirik olmayan numenal dünya ile ilgili zorunlu bilgiye geçmeye teşebbüs eden metafizikçilerin en büyük yanlışlarının, görünüşleri kendinde şeyler veya fenomenleri numenler olarak almak ve dolayısıyla da kendinde şeylerin, insan bilgisinin tümel, zorunlu ve a priori koşullarından bağımsız olduklarını düşünmek olduğu kanaatindedir. Kant söz konusu metafizikçilerin hep umutsuz ve çözümsüz güçlüklere düşeceklerinde ısrar eder. Deneyimin formu ya da içeriğinden yola çıkarak [8]birtakım metafiziksel hakikatler üzerinde akıl yürütmenin insana veya metafizikçilere açık bir yolu bulunmamaktadır. İnsanın mümkün deneyiminin gerek koşullarıyla ilgili bilgisinden hareket ederek gerçekliğin doğasıyla ilgili teoriler geliştirmeye çalışmış olan metafizikçiler, ona göre ya basit hatalara düşerler ya da çelişik sonuçlara varırlar. Filozoflar tarafından zihinsel tözün doğasını gözler önüne serme amacıyla kullanılan argümanların, Kant birtakım mantıksal hatalar ihtiva ettiklerinin açıklıkla ortaya çıktığını savunur. Filozoflar kendinde-şeyin doğasıyla ilgili kimi doğrular ortaya koymaya kalkıştıklarında, birtakım hakikatler yerine, sadece antinomilere veya paralojizmlere varırlar.  Kant, metafizikçilerin düştüğü bu hatayı, insan zihninin yapısıyla ilişkilendirir. İnsanın anlama yetisi, onun daha önce de göstermiş olduğu üzere, sadece algılanabilir olanı, kendi yapısına uygun düşeni bilebilir; ama insan varlığında deneyim alanını aşma, bütünlük arama, dünyanın varoluşunu zorunlu bir Varlık yoluyla anlamlandırma yönünde, kökü derinlere uzanan güçlü bir yönelim vardır. İşte bu nedenle, insan zihninin, duyarlık ve anlama yetisinden sonraki üçüncü bölme ya da kompartımanını meydana getiren akıl, anlama yetisinin sınırlarını aşarak, duyusal alanın ötesinde kalanı kavramak, algıda nesneleri bulunmayana nüfuz etmek, sadece düşünülebilir olanın bilgisine sahip olmak ister.  İnsandaki bu sonuçsuz isteği anlamlandırmaya çalışırken, Kant saf akılda üç İdea bulunduğunu söyler: Sürekli tözsel özne olarak ruh, birbirleriyle nedensel bir ilişki içinde bulunan fenomenler toplamı olarak dünya ve mutlak yetkinlik, genel olarak düşüncenin nesnelerinin koşullarının nihai birliği olarak Tanrı. Bu İdealar doğuştan kavramlar olmadıkları gibi, ampirik veya deneysel olarak türetilmiş kavramlar da değillerdir. Söz konusu İdealar aklın anlama yetisi tarafından hayata geçirilen sentezini nihayete erdirme doğal yöneliminin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Bununla birlikte bu, elbette saf aklın, anlama yetisinin, deneyiminin kategoriler olarak bilinen a priori koşullarını yüklemek suretiyle gerçekleşen nesne kurucu sentezleme faaliyetini daha ileri bir noktaya taşıdığı anlamına gelmez. Saf aklın İdeaları “kurucu”luk özelliğine sahip değildirler. Ama aklın, deneyimin koşullarına birlik kazandırma yönünde doğal bir eğilimi vardır ve akıl bunu, söz konusu üç İdeadan da anlaşılacağı üzere, koşulsuz olana giderek yapar. Kant bu yüzden saf aklın İdealarına “transandantal İdealar” adını verir. Ahlakı: Bununla birlikte, Kant görünüş-gerçeklik ya da fenomen-numen ayrımını insan varlığınına uygulayarak, ahlak imkanını kurtarır. Zira, ona göre, insanin bir fenomen, bir de numen tarafı vardır. Yani, insanin biri duyusal, diğeri akılla anlaşılabilir olan iki farklı boyutu vardır. Duyusal yönüyle ele alındığında, insan doğadaki mekanizmanın bir parçasıdır. Başka bir deyişle, insan fiziki eğilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasının bir öğesidir.

Buna karşın, insan kendisini hayvandan ayıran aklıyla, fenomenler dünyasının üstüne yükselir, akli sayesinde, nedenselliğin, doğal zorunluluğun hüküm sürdüğü dünyanın ötesine geçip özgür olur. Başka bir deyişle, metafiziğin ancak pratik akil alanında, ahlaki iradenin kesin kanaatleriyle mümkün olabileceğini savunan ve deneyimdeki a priori öğeyi çıkarsama yöntemini, ahlak alanında ahlaki yargılara da uygulayan Kant, önce ahlaki yargıları psikolojik bir açıdan değerlendirmiş ve sonra kategorik buyrukla, yani formel olarak koşulsuz olma özelliğiyle, ahlak alanında a priori öğeyi yakalamıştı

Immanuel Kant'ın Başlıca Eserleri;

- Kritik der reinen Vernunft  (Saf Aklın Eleştirisi), 1781

- Prolegomena zueiner jeden künftigen Metaphysik (Gelecekte Bir Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena), 1783

- Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi), 1785

- Kritik der praktischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi), 1788

- Kritik der Urteilkraft (Yargı Gücünün Eleştirisi), 1790

- Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (Salt Aklın Sınırları İçinde Din), 1793

- Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziği), 1797


E.YILDIZ - Felsefe Grubu Öğretmeni


[1] Manfred Geıer (Kant’ın Dünyası)
[2] Züleyha Günay (Immanuel Kant Kimdir?)
[3] Manfred Geıer (Kant’ın Dünyası)
[4] Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 25, Ocak–Haziran 2011
[5] Ahmet Cevizci (Felsefe Tarihi)
[6] Ahmet Cevizci (Felsefe Tarihi)
[7] Immanuel Kant’da Bilginin Kaynağı Problemi (Ali Taşkın)

1 yorum:

  1. Kant çok önemli bir filozof. Eserleri çok önemli. Bu güzel tanıtım için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil


EmoticonEmoticon

Kapat